Khaled Hosseini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Khaled Hosseini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ağustos 2010 Cuma
Betimlemeler/5
26 Ağustos 2010 Perşembe
Betimlemeler/4
“Unutmanın kolay olacağı bir yere. “
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 175
25 Ağustos 2010 Çarşamba
Betimlemeler/3
“Anıya gülümsedi.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 174
24 Ağustos 2010 Salı
Betimlemeler/2
"...mahrem, evli bir tebessüm."
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 85
23 Ağustos 2010 Pazartesi
Betimlemeler/1
“...yüreği göğsünde taklalar atıyordu...”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 55
19 Mayıs 2010 Çarşamba
Bin Muhteşem Güneş
Sadece Kitabın Adı Haftası
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009
16 Ekim 2009 Cuma
"Meryem'e, altında bir ozanın yattığı şu ünlü ağacı gösterirdi."
“Geceleri yer döşeğinde yatar, babasının Herat’taki evini düşünürdü. Onunla birlikte, o evde yaşamanın, onu her gün görmenin nasıl bir şey olacağını. O tıraş olurken, kendisinin ona havlu tuttuğunu hayal ederdi; bir yerini kestiğinde, kıza seslendiğini. Meryem ona çay demlerdi. Kopmuş düğmelerini dikerdi. Birlikte Herat’ta yürür, Celil’in her aradığını bulursun dediği, üstü kemerli pazarda dolaşırlardı. Onun arabasıyla gezerler, insanlar onları gösterip, “İşte, Celil Han’la kızı,” derdi. Meryem’e, altında bir ozanın yattığı şu ünlü ağacı gösterirdi.
Meryem kararını vermişti; bu yakınlarda, bunları Celil’e de anlatacaktı. Bunları duyunca, kızın onu ne kadar özlediğini anlayınca, hiç kuşkusuz, onu da yanında götürecekti. Birlikte Herat’a gidecekler, Meryem onunla aynı evde yaşayacaktı; tıpkı öteki çocukları gibi.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 28
15 Ekim 2009 Perşembe
"Soluğunu tutar, içinden saniyeleri sayardı."
“Celil’in gitme vakti gelince, Meryem kapının önünde durur, bir sonraki ziyaretle arasında uzanan, devasa, yerinden oynatılamaz bir nesne gibi duran o koskoca haftanın düşüncesiyle, sönmüş bir balon kadar ölgün, onun açıklıktan çıkışını seyrederdi. Celil’in arkasından bakarken, her seferinde soluğunu tutardı. Soluğunu tutar, içinden saniyeleri sayardı. Nefes almadığı her saniye için, Tanrı’nın ona Celil’le bir gün daha bahşedeceğine inanırdı.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 28
14 Ekim 2009 Çarşamba
"... onun onuruna en iyi hicap’ını bağlardı."
“Arkasından onca atıp tutmasına karşın, Nana, erkeğin yanında sakin, terbiyeli davranırdı. Saçları mutlaka yıkanmış olurdu. Dişlerini fırçalar, onun onuruna en iyi hicap’ını bağlardı. Celil’in karşısındaki bir iskemlede, elleri kucağında, sessizce otururdu. Erkeğe doğrudan bakmaz, kaba, çirkin sözler sarf etmezdi. Güldüğü zaman, çürük dişini saklamak için eliyle ağzını örterdi.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 25
13 Ekim 2009 Salı
"fırlayıp koşmamak, eşikte durup beklemek ... hep bir çaba gerektirirdi."
“Sonra, Nana seslenirdi: “İşte geliyor! Baban! Olanca haşmetiyle.”
Meryem geniş gülümsemeler, candan el sallamalarla, taşlara basarak ırmağı geçen Celil’i seçince, bir sıçrayışta kalkardı. Nana’nın kendisini gözlediğini, tepkisini ölçtüğünü bilirdi; fırlayıp koşmamak, eşikte durup beklemek, ağır ağır yaklaşan erkeği seyretmek hep bir çaba gerektirirdi. Kendisini tutar, sabırla beklerdi; çıkarıp tek omzuna attığı ceketiyle, rüzgarda uçuşan kırmızı kravatıyla, uzun otların arasından geçişini.
Celil düzlüğe girince, ceketini tandır’ın üzerine fırlatır, kollarını iki yana açardı. Meryem ona doğru yürümeye, sonra koşmaya başlar, babası da onu koltukaltlarından yakalayıp havaya fırlatırdı. Meryem ciyak ciyak bağırırdı.
Bir an havada kalan Meryem, aşağıya bakınca Celil’in yukarı dönük yüzünü, geniş, çarpık tebessümünü, ademelmasını, gamzeli çenesini (tam serçeparmağının ucuna göre, kusursuz cep), çürük dişlerle dolu bir kentteki en beyaz dişleri görürdü. Kırpılmış bıyığına, hava nasıl olursa olsun, gelirken mutlaka takım elbise giymesine (favori rengi olan koyu kahverengi, göğüs cebindeyse bir mendilin beyaz üçgeni), kol düğmelerine, gevşekçe bağladığı, çoğunluğu kırmızı kravatlarına bayılırdı. Meryem böyle havadayken, kendisini de görebilirdi, Celil’in kahverengi gözlerindeki yansısını: kabarmış saçlarını, heyecandan ışıldayan suratını, arkasındaki gökyüzünü.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 24
12 Ekim 2009 Pazartesi
"sırtını bir duvara verip oturmaktan, ... öylece beklemekten başka hiçbir şey yapamazdı."
“Heyecan, endişe salı akşamından başlardı. Meryem doğru dürüst uyuyamaz, bir iş meselesinin perşembe günü Celil’i alıkoymasından korkar, onu görmek için ya bir hafta daha beklemek zorunda kalırsam, diye ödü kopardı. Çarşambaları dışarıda, kulübe’nin etrafında volta atar, kümese dalgın dalgın tavuk yemi serperdi. Amaçsız yürüyüşlere çıkar, çiçeklerin taçyapraklarını koparıp koluna konan sivrisineklere vururdu. Sonunda, perşembe gelip çattığında, sırtını bir duvara verip oturmaktan, gözleri ırmağa mıhlanmış, öylece beklemekten başka hiçbir şey yapamazdı.”
Khaled Hosseini, Bin Muhteşem Güneş, Everest Yayınları, 2009, s. 23
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
